Submit Face book
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

MISIRLI İNİSİYE HERMES


MISIRLI İNİSİYE HERMES konusu, ESKİ MISIR forumunda tartışılıyor.
#1
"Kendinizi dinleyin; mekanın ve zamanın sonsuzluklarına bakın. Yıldızların şarkısı, sayıların sesi ve kürelerin ahengi orada da yankılanır" 

Mısır, kadim çağlarda, kutsal bilimin gerçek bir kalesi, anlı şanlı peygamberlerin okulu ve de insanlığın en soylu bir barınağı ve bir laboratuarı durumundaydı. Mabetlerde bilimsel bir anlamda işlenip geliştirilmiş ve sır örtüsü altında büyük bir sakınımla gizlenmiş olan rahiplerin okült doktrini, bir bakıma, Mısır’ın ruhunu, politikasının sırrını ve evrensel tarihteki başrolünü de su yüzüne çıkartmaktadır.

Ari çağından başlayıp, vedik çağları izleyen kargaşa dolu periyodu takiben Pers işgaline ve İskenderiye devrine kadarki süreç içinde Mısır, hepsi birlikte prensipler bilimini oluşturan ve de kadim çağların ezoterik(1) ortodoksisi (dinde doğru, orta yol) diye adlandırılabilen saf ve yüce doktrinlerin kalesi olma rolünü oynamıştır. Tarihin bu inişli çıkışlı olaylarının ortasında Mısır, okült teolojisinin esasını ve ruhban sınıfının egemenliğine dayalı organizasyonunu, dıştan bakıldığında insana çok tanrıcılık gibi gelen zahiri bir puta taparlık görünümü altında muhafaza etmiştir.

Dünya hakimiyetini Siyah Irk’ın ardından ele geçirmiş olan güneyli Kızıl Irk, Yukarı Mısır’ı ana sunak haline getirmişti. Mısır’daki kutsal doktrinlerin ilk ve esrarengiz inisiyatörü olan Hermes-Tot(İdris) adı, Ari döneminin çok öncelerinde Etiyopya ve Yukarı Mısır havalisinde yaşamış olan Beyaz ve Siyah ırk’ın karışımından oluşma barışçı bir melez toplumla ilişkilidir. Hermes adı, Manu ve Buda gibi bir türü, bir cinsi ifade eden bir addır. Aynı anda hem bir insanı, hem bir kastı ve hem de bir Tanrı’yı dile getirmektedir.

İnsan Hermes, Mısır’ın yüce inisiyatörüdür; kast olarak, okült geleneklerin mutemet muhafızları olan ruhban tabakasıdır; Tanrı olarak ise, ilahi varlıklar ve inisiyatörlerle bir tutulan Merkür gezegenidir; kısaca belirtmek gerekirse, Hermes, semavi inisiyasyonun(2) dünya ötesine ait bölümünü yönetmektedir. Dünyanın spiritüel düzeninde bütün olup bitenler, birbirine, görünmez bir ipi andırır nitelikteki gizli ilintiler yardımıyla bağlıdırlar. Hermes adı, bunları özetleyen bir tılsım, bunları çağrıştıran bir sihirli sestir. Saygınlığı da bundan kaynaklanmaktadır. 
 
Mısırlıların öğrencileri olan Grekler ona, üç kere büyük anlamına gelen Trismegistus adını da eklemişlerdir, çünkü o hem kral, hem yasa koyucu ve hem de rahip telakki edilmekteydi. O, rahipliği, yargıçlığı ve krallığı tek bir yönetici kurumun uhdesinde bir araya getiren bir devri başlatmıştır. O çağlarda ne papirüs vardı ne de fonetik yazı; ama kutsal resim yazısı çok öncelerden beri bilinen bir şeydi; ruhban takımının bilimi sütunlara ve mahzen duvarlarına hiyerogliflerle yazılmaktaydı. Büyük bir gelişim göstermiş olan bu bilim daha sonraları mabetlerin kütüphanelerine intikal etmiştir. Hermes’in okült bilimine ilişkin kırkiki kitabı mevcuttur.

Hermes’in öğrettiği felsefe yalnız zekice bir entelektüel egzersiz olmayıp, zihni derin bir meditasyon halinde Tanrı üzerinde odaklamayı temel alır. Böylesine saf olan felsefe, sadece görüşlerden ibaret düşüncelerin üstüne çıkarak doğrudan evren’in Zihni’ni deneyimlemeyi konu eder. Tanrı vergisi bir armağan olan kendi küçük zihinlerimizi kullanarak Kozmos’u şahane bir düzen içinde yaratan ve varlığını sürdüren Büyük Zihin’i tanır hale gelebiliriz.

Hermes için spiritüel felsefe, bugün sıklıkla gözlenildiğinin aksine bilime karşı değildir. Spiritüel felsefeyi öğrenen kişi, bilime, bir tür kendini Tanrı’ya adama tarzı olarak bakar. Doğal dünyanın gizlerini anlamak yoluyla Yaratıcı’ya karşı bir huşu ve saygı hissiyle kendinden geçer. Evrenin kusursuz düzenini takdir eder, sanki her melodisi şahane bir ahengi yaratacak şekilde ustaca bir araya getirilmiş muazzam bir senfoniyi dinliyor gibidir.

isis--i37188.jpg

Bununla beraber, Hermes bu spiritüel felsefenin günün birinde yitirileceğine veya bozulacağına dair kehanette bulunur. Bizim eski geçmişimizden seslenerek bugün içinde bulunduğumuz zor durumu olağanüstü bir şekilde tanımlar. Hayat hakkında hiçbir mistik anlayışa sahip olmayan zeki ve entelektüel kişilerin öğretileri saf felsefenin yerini almıştır. İnsanlar evreni bir harikalar kaynağı olarak görmekten vazgeçmişlerdir ve artık onu, Tanrı’nın eseri diye saygıyla karşılamamaktadırlar. Ruhsallık, bilim tarafından ilkel batıl inanç gibi kabul edilerek gözden uzak tutulmaya başlanmıştır. Kadim Mısırlıların engin bilgeliği ölü bir din olarak düşünülmekte ve arkeoloji açısından merak uyandırmaktan öteye geçememektedir. Hermes, bir zamanlar ruhsallığın vatanı olan Mısır’ın tanrılar tarafından terk edilmiş metruk bir yer olacağını haber vermiştir. Gelecek kuşaklara duyduğu şefkat yüzünden, Hermes bilgeliğini kitaplara yazar ve bunların saklanmasını ister.  

Mısır göklerin bir suretidir ve
Kozmos tümüyle burada ikamet eder,
Burasıdır mabedi;
Ama tanrılar yeryüzünden gidecekler
Ve gökyüzüne dönecekler,
Ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak
Mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak,
Tanrıların mevcudiyetinden yoksun.  

Hermes bilgeliğini dramatik bir mistik vahiyden alır. Zihni uyanık bir vaziyette, yine de sakin ve boşalmış olarak, Tanrı’nın onunla konuştuğunu duyar. Hermes, gerçekliğin hakiki yapısının kendisine gösterilmesini ister ve birden önünde her şey değişmeye başlar. Sırlarla dolu bir vizyon görerek dünyanın yaratılışına tanık olur. Bu vizyonun entelektüel açıdan anlaşılmak gibi bir maksadı yoktur, sadece rüyada görülen hayaller tarzında tefekkür edilecektir.

Hermes’in ilk tecrübesi herşeyi kucaklayan tanrısal Işık’la ilgilidir; o izlerken bu ışık, hareketsiz kalamayan karanlık bir suya benzeyen bir gölge düşürür. Sonradan kendisine söylendiğine göre, bu Işık, Tanrı’nın Zihni’dir ve karanlık sular, Tanrı’nın evreni biçimlendireceği sınırlandıracağı potansiyeldir.

Bu yaratılışın ilk eylemi hakkında mistik bir vizyondur ve modern bilimsel Bing Bang teorisine insanı hayrete düşürecek kadar benzemektedir. Bir ışık ve enerji patlaması yavaş yavaş soğuyarak simsiyah bir uzay rahmine dönüşür, güneşler ve gezegenler ve en sonunda bizler bunun içine doğarız. Bu doğuş, her doğuş gibi, sancılıdır ve Hermes çalkantılı derinliklerden anlaşılmaz bir ıstırap çığlığı işitir. Işık o zaman kaotik suları yatıştıran bir Kelam söyler. Bu Kelam, kaosun içinden yapılaşmış bir evreni organize eden bir taslak gibidir. Modern bilim ona temel Doğa Yasaları diyebilir. Bu Kelam, Tanrı’nın Zihni’ndeki ilk fikirdir ve her şey ondan türemiştir.

Yaratılışın sırlarına inisiye olan Hermes, Yüce Varlık’tan tanrısal misyonunu alır. Ona söylediğine göre, karanlıkta yaşayanları ancak bu Bilgi kurtarabilir. Hermes bütün insanlık için bir ruhsal rehber olmak zorundadır.

Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi