Submit Face book
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

TÜRKİYE'DE REENKARNASYON MANZARALARI


TÜRKİYE'DE REENKARNASYON MANZARALARI konusu, Reenkarnasyon forumunda tartışılıyor.
#1
Şimdi de sıra, Türkiye’ de son yirmi yılda gözlemlenmiş ve basına yansımış reenkarnasyon olaylarından seçmelere geldi. Yer yer kara mizaha dönüşen bu olaylara ilişkin hiçbir yorum verilmeyecek, başlığına, noktasına ve virgülüne dokunulmayacak, ama kimi yerde kısaltılacaktır.

Bu olayların ortaya çıkış ve sunulma biçimlerinin yorumu, hem spiritüalizmin hemde reenkarnasyonun felsefi yanlarıyla karşılaştırılması dileğiyle okura bırakılmıştır. Belki de böylelikle, bu ülkede 1936 yılından beri birkaç bilim adamının bilimsel bir biçimde incelemeye çalıştığı reenkarnasyon olgusunu Türkiye insanının, basınının ve uzmanların nasıl algıladığına ilişkin izler de bulmak mümkün olacaktır.

“Ben Ayhan Işık’ım”

Yusuf ve Meliha Çukurel çifti de, pek çok sinema sever gibi taçsız kral Ayhan Işık’ın hayranlarındanmış.

Meliha hanım doğum sancıları çekerken Ayhan Işık İstanbul’ da beyin kanamasından hayatını yitirmiş. 1979 yılındaki bu olaydan 2 gün sonra 14 Temmuzu 15 Temmuza bağlayan gece küçük Murat Ayhan dünyaya gelmiş. Doğumdan sonraki ilk gece oğlunun, rüyasına girerek, “Ben Ayhan Işık’ım. Yeniden dünyaya geldim” dediğini duyan Meliha Çukurel şunları söylüyor:
“Bu rüyayı eşime anlattım. Daha sonra unuttuk. Aradan aylar geçtikten sonra eşimin de benim de rüyalarıma girmeye devam etti. Geçenlerde de aynı gece ikimizin de rüyasına girerek, ‘Eşimi ve kızımı görmek istiyorum’ diye yalvardı.” Çukurel çifti, “Dini inançlarına bağlı kimseleriz. Günah işlememek için bunu açıklamak zorunda kaldık” diyorlar. (2 Şubat 1982, Hürriyet)

Mahalleli Ela’ya Yabancı Gibi Bakıyor

Amerika’ da yaşadığına dair konuşmaları, aile ve muhitine tamamen yabancı davranışları, zenginliğe ve lükse yönelik hayat görüşü ile ‘ikinci hayat var mı’ sorusunu gündeme getiren Tarsuslu 5 yaşındaki küçük Ela, çevrede günün konusu olmaya devam ediyor. Geçen hafta sonunda evlerine kendisini ziyarete gelen Tarsus Amerikan Koleji öğretmenlerinin İngilizce sordukları bütün soruları da anlaması küçük kız üzerindeki dikkatleri yoğunlaştırdı

Tarsuslu küçük Ayhan, anne ve babasının rüyasına girip tekrarlıyor:
‘Ben Ayhan Işık’ım öldüm yeniden dirildim.

5 yaşındaki Ela Amerika’da evli olduğunu söylüyor

Yıllar önce Amerika’da yaşadığını Bob adlı biriyle evlendikten sonra geçirdikleri bir trafik kazasında öldüklerini söyleyen küçük Ela’nın anne babası, “Ne diyeceğimizi bilemiyoruz” diyorlar. ( … ) “İnanın kızımızın her gün bir cephesiyle karşılaşmaktan şaşkına döndük. Eskiden söylediklerine gülüp geçiyorduk. Şimdi ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Evimize gelen yabancı öğretmenlerin sordukları bütün İngilizce sualleri anlaması karşısında onlardan çok biz şaşırdık. Eskiden beri tuhaftı zaten. 3 yaşına kadar, şimdi İngilizce olduğunu anladığımız yabancı bir lisan ile konuştu. Hiçbir zaman ne yaşayışımızı ne kılık kıyafetimizi beğendi. Çocuktur geçer diyorduk, şimdi Allah sonumuzu hayır etsin demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Bizler cahil insanlarız, ikinci hayat var mıdır yok mudur bilemeyiz. Herkes gibi biz de merak içindeyiz” şeklinde konuşuyorlar. (7 Mayıs 1985, Bulvar)

“Biz Öldük ve Dirildik”

Antakya ve çevresinde “Ölümden sonra ikinci hayat” konusunda hazırlanan TV programında bilim adamları ilginç bir tartışma sergileyecek.

Televizyonun 2. kanalında, yarın Antakya ve çevresinde ölen kişilerin ruhlarını taşıdıkları iddia edilen kişilerle yapılmış ilginç bir röportaj izleyeceğiz. Gazeteci Güldal Kızıldemir, Dürin Ababay ve yönetmen Adem Kılıç tarafından hazırlanan ve sunulan programda Ölümden sonraki hayatlarını anlatan 3 kişi ekrana getirilecek. ( … )

Daha önceki hayatı sırasında intihar ettiğini ileri süren 13 yaşındaki Gönül Büyükaşık ölürken hiç acı duymadığını belirtiyor. Programda yer alan ikinci örnek ise 5 yaşındaki Zafer Kazan. Asıl adının Ekrem Paşa Zaim olduğunu belirten Zafer Kazan, vücudunun şişman, ellerinin kısa ve kalın olduğunu ileri sürüyor: “Adana’nın zengin ailelerinden birinin çocuğuyum. 200 dönüm arazimiz ve portakal bahçelerimiz var. Sigarayı ve kadınları ,çok severim. Dünyada en çok hoşuma giden şey ise viski ve şarap.”

Üçüncü örnek 9 yaşındaki Demet Kızılkan daha önceki hayatında kendisini kocasının öldürdüğünü ileri sürüyor.

Ölümden sonraki hayatı anlatan programı izleyen Prof. Özcan Köknel, psikolog Su na Tanaltay. Doktor Ergon Mengi ile Doktor Can Polat, gazeteci Dürin Ababay ile Güldal Kızıldemirin sorularını yanıtlayacak. Sorulara Köknel. Tanaltay ve Mengi birbirine yakın görüşler ileri sürerken, Doktor Can Polat karşıt görüş belirtecek. Ölümden sonraki hayatı fantezi olarak değerlendiren Köknel, Tanaltay ve Mengi görüşlerini şu doğrultuda açıklayacaklar:

“Ölümden sonraki hayat insanların biraz daha fazla yaşamak istemelerinden ortaya çıkan bir vakıalar zinciridir. Ölüm korkusunu azaltan ve yeniden doğmak istediğinden meydana gelen bu vakalar, ıpasalımsı birer öyküdür. Tabii ki, bazı ipuçları vardır. Ancak bunların tam anlamıyla araştırılması lazım.” Bu görüşe karşılık Virginia Üniversitesi’nde reenkarnasyon konusunda yapılan çalışmalarm Türkiye’ deki temsilcisi Can Polat ise şunları söyleyecek:

“Elimde ölümden sonraki hayat ile ilgili yaklaşık 200' e yakın örnek var. Bu konuya fantezi gözüyle bakmak kanımca eksik ve yanlış olur.”
(7 Ekim 1988, Hürriyet)

Bazıları ölüp ölüp dirildi!

Gazetelerde “Ölüp Dirilenler Ekranda” manşetini görenler, yeni yayın dönemiyle birlikte bir şeylerin değişmekte olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Basına bakılırsa, eğer programın başına son anda bir aksilik gelmezse, son saniyede denetimin gazabına uğramazsa, yayından sonra yer yerinden oynayacaktı. Gerçi programın başına hiçbir şey gelmedi, denetim engeli kazasız belasız savuşturuldu. ama yayının hemen ertesinde gerçekten de kızılca kıyamet kopuverdi. Öldükten sonra dirildiğini iddia edenlere ilişkin sorulara yanıt veren Hürriyet Gazetesi’nin telefonları saatler boyunca aralıksız çalıyor, programı hazırlayan Güldal Kızıldemir ve Dürin Ababay ile Dr. Can Polat yurdun dört bir yanından gelen soruları yanıtlıyarlardı. Yüzlerce kişi programı ilgiyle izlediklerini belirtiyor ve böylesi tartışmalı bir konuyu ekrana getirdiği için TRT yönetimini kutluyordu. İstanbul Televizyonu ise programın yeniden yayınlanmasını isteyen izleyici telefonlarına yetişmekte zorluk çekecekti

TRT yeni yayın döneminin örneklerinden biri olan “35 dakika” programı nedeniyle kutlanadursun, İslami sağ kesimde cihad hazırlıkları çoktan başlamıştı bile.

TRT yönetiminin ve TRT’den sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci’nin uzun süredir kellesini istemekte olan “Mukaddes İttifak”, “ölüp dirilenler” programına can simidi gibi sarılıyordu. Toplam tirajı 250 bini bulan Türkiye ve Zaman gazeteleri programın ertesi günü sekiz sütuna manşetle hücum borusunu öttürüyordu:

“TRT’den bir saçmalık daha: Uydurma programlarla Türk milletinin maneviyatı sarsılıyor”, “Duna-Çolakoğlu TRT’sinden yeni bir marifet: TV’de ikinci hayat skandalı.,” Türkiye gazetesinde, “gazeteci olduğu bildirilen iki kadın” olarak sözü edilen Güldal Kızıldemir ve Dürin Ababay. “şeytana tapan Yezidilerin sapık inanışlarını ekrana getirerek Türk milletinin maneviyatını bozmakla” suçlanıyorlardı.

Zaman gazetesine göre ise, iki kadın gazeteci yalnızca milyonların maneviyatıyla oynamakla kalmamışlar, Hıristiyanlarca savunulan bir fikri, ekranı kullanarak halk arasında yaymaya çalışmışlardı.

Ancak Türkiye ve Zaman’ın bu garip iddiası Müslümanlar arasında bile taraftar toplamayacaktı. İslami kesimin önde gelen gazeteci-yazarı Abdurrahman Dilipak. Tempo’ya verdiği demeçte şöyle diyordu: “Dünyada olup bitenleri, bilmezlikten gelme hakkına sahip değiliz.” Dilipak ayrıca “tenasüh” olayının İslam alimleri tarafından yüzyıllardan beri tartışıldığını belirtiyor ve sözlerini şöyle noktalıyordu: “Akla gelen her konu galiz olmadıkça, içinde hakaret unsuru ve yalan bulunmadıkça, ekrana getirilebilmeli ve orada farklı görüşler tarafından tartışılabilmclidir.”
İslami kesimin bir diğer gözde gazeteci yazarı Ali Bulaç ise, “Televizyonda böylesi programların yer alması halkın bilinçlendirilmesi açısından faydalıdır” diyordu. Bulaç “maneviyat” meselesine ilginç bir yaklaşımda bulunarak şu açıklamayı yapıyordu: “Eğer Türk milletinin maneviyatı bir tek televizyon programıyla bozulacak kadar zayıfsa, her halükarda bozulacaktır.”
(16 Ekim 1988, Tempo, No: 46)

“Bendeniz Dr. Mikelanj”

Mikelanj yaşıyor … “Hayır … olmaz … olamaz” demeyin. 1564 yılında, yani tam 442 yıl önce ölen ünlü İtalyan heykeltraş Mikelanj yaşıyor.

“Büyük sanatçılar ölmez eserlerinde yaşarlar” diyeceksiniz, değil mi? Yanıldınız. Eserlerinden değil, Mikelanj’dan sözediyoruz. Tamam bu kez bulduk. Akıl hastasının birisi çıktı “Ben Mikelanjım dedi” olacak cevabınız. Özür dileriz. Yine yanıldınız. Evet Mikelanj yaşıyor. Ama bu doktor Mikelanj.

Bakın Doktor Mevlüt Gül Toran ne diyor:

“Ben Mikelanjım. Mikelanjın kopyasıyım. İsmim Mevlüt Gül Toran, ama ben Mikelanj olarak dünyaya geldim. Daha önceleri de defalarca doğmuştum. Karacaoğlan oldum, Mimar Sinan oldum. Mehmet Akif Ersoy oldum.”

Duyduğunuz gibi, bir akıl hastası değil, bir doktor söylüyor bunları. Şimdi biraz uzun “Aaaaaaa” çekeceksiniz. Niye mi? Çünkü bu doktor akıl ve sinir hastalıkları mütehassısı. 11 yıldır akıl hastalarını tedavi ediyor.

“Mikelanj” olduğunu iddia eden 42 yaşındaki Dr. Toran, 11 yıldır “Hipnozla” uğraştığını söylüyor ve “Hastalarımı hipnozla uyutup daha önceki kimliklerini tespit ediyorum. Günde yaklaşık 10-15 hasta muayene ediyorum. Bu arada onların eski kimliklerini buluyorum” diyor. Mikelanj doktoru dinliyoruz:

“Atatürk olarak dünyaya geldiği mesajı bana verildi. Bu çocuğun ismi Oğuz Sakarya. 13 yaşında. Şu anda Zonguldak’ta yaşıyor. Annesi babası öğretmen olan Oğuz’un Atatürk olduğunu, daha sonra bazı rüyalarım kanıtladı. Bunu yazdığım yazılarla o zaman Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olan Cumhurbaşkanımız Kenan Evren’ e ve bazı resmi kuruluşlara bildirdim. “Ayrıca sinema sanatçısı Ayhan Işık da Ayhan Çukurel adıyla İçel’in Tarsus ilçesinde yaşıyor. Elimde birçok ünlünün kopyalan olan Kişilerin adları ve bulundukları yerlerle ilgili bilgi var. Sırası geldikçe açıklayacağım.”

1489481933_2e54eac687c0012f14c3f9a9bd7e2c3fde981d65.png

Doktor Mevlüt Gül Toran’ a, “Michelangelo Hıristiyandı.
Örneğin Hazreti Musa ve Davut’un heykellerini yapmıştı. Sizse Müslümansınız nasıloluyor bu?” diye sorduğumuzda şu cevabı alıyoruz: “Müslümanım, hem de iyi bir Müslümanım. Hem Mikelanj da Müslümandı. İsa da, Musa da, Davut da Müslümandı.

“Peki, heykel filan yapıyor musunuz?” sorumuza da, “İyi şiir yazarım. Resim yaparım. Küçükken, öğrenciyken de el işi dersinde çok iyi şeyler yapardım. Biliyorsunuz onun da böyle dört yeteneği vardı” karşılığı veriyor. (20 Kasım 1988, Hürriyet)

Kanun sanatçısı, birdenbire İbranice konuşmaya başladı 

‘İyi saatte olsunlar’ Necati Bey

1961 yılının bir bahar günüydü … Kanun sanatçısı Necati Yıldızdoğan bir konser organizasyonu için İsrail’ deydi. İşlerden fırsat bulduğu bir an Musevi arkadaşı Albert Hata’yla. Yafa kentini dolaşmaya çıkmışlardı. Ağır ağır yol alan taksinin camında etrafı seyreden Yıldızdoğan’ın dilinden birden İbranice sözcükler dökülmeye başladı. Şoföre, “İsliha adoni be vakaşa leat sorpo ani yored po” diyordu. Türkçe anlamı şuydu: “Affedersiniz bayım, ben burada oturuyorum.” Yani inmek istediğini belirtiyordu. O güne değin kimseden İbranice ders almamış, kendi deyimiyle İbranice’nin İ’sini bile öğrenmemişti. Olay bununla bitmiyordu. Necati Yıldız doğan’ın İbranice konuşmaya başladığını duyan arkadaşı AIbert Hara da şaşırmıştı. “Bak” diyordu Yıldızdoğan, “Şu sokağa girelim karşımıza bir işlemeli çeşme gelecek Sokağa girip karşılarında işlemeli çeşmeyi gördüklerinde Albert Hara’run şaşkınlığı daha da artıyordu.

Sanatçının psikolog eşi Ülkü Yıldızdoğan, bunun parapsikolojiyle ilgili olduğunu söylüyor ve bu olayın Necati Yıldızdoğan’ın bundan önce de yaşadığı bir hayatı olduğunu gösterdiğini ileri sürüyor.

(16 Haziran 1989, Hürriyet) Amerikalı Prof. Ian Stevenson’a göre olay gerçek Suat Boğa, bir başkasının ruhuyla yaşıyor 

“Üç kez doğdum”

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunu peyzaj mimarı Suat Boğa, kendisinin 1966 yılında bir cinayete kurban giden Avni Dağyıkan’ın ruhunu taşıdığını söyledi ve “altı yaşındayken tanımadığım halde Avni’nin halasının arkasından ‘hala, hala!’ diye bağırdım” dedi .

Adanalı Ali Toklar da çifte yaşamda ısrar ediyor

Başım Rayda, Tren Yolda…

22 yaşındaki marangoz Ali Toklar, Yunus Durak olarak yaşadığı yılları anlatırken, ağırbaşlılığı ile dikkati çekiyor.

23 yıl önceki intihar olayını anlatırken şöyle konuşuyor: “Param çalınmıştı. Yollara düştüm bir gece … Saatlerce yürüdüm … Uzaktan tren geliyordu … Başımı raya koydum … Tren hızla gelip geçti … Sadece o tok ve gür sesi hatırlıyorum. ( … ) Ölümü dün gibi yaşıyorum. O intihardan sadece boynumdaki beze kaldı. İntiharımdan sonra sol kulağım sürekli akıyor.”
Ali Toklar, eski benliği Yunus Durak’ın mezarını halen ziyaret edip dualar okuyormuş …

(1 Ağustos 1989, Milliyet) 

Ölüp Yeniden Doğanlar

Bir ihtimal daha var …

Fransa’da halkın yüzde 22'si yeniden doğuma inanıyor. Ülkemizde ise özellikle Adana, Ceyhan, Antakya üçgeninde, “bir ihtimal” daha olduğuna hemen herkes inanıyor. Nokta’nın uzmanlarla birlikte incelediği 11 yeni reenkarnasyon vakasıyla Türkiye’de bulunan reddi Zor ikinci yaşam öykülerinin sayısı 200'e ulaştı. ( … )
(19 Kasım 1989, Nokta, No: 46)

“Kleopatra’nın Ruhu Bedenimde Yaşıyor!”

Ruhların bedenin ölümünden sonra başka bir bedenle tekrar dünyaya geleceğine inanan Reenkarnasyonculardan biri de herkesin üniversiteli dönsöz diye tanıdığı Dansöz Melike. Bakın ne diyor üniversiteli Melike: “Hepimiz geçmişte bu dünyaya gelmiş iyi veya kötü yaşamış sonunda da ölmüş başka başka insanların ruhunu taşıyoruz bedenlerimizde. Ortaçağ’ da yaşar1ış eli mızraklı, ağzı salyalı bir zorba bugünkü yaşamında nazik bir hanımefendi ola” bilir. Belki de İranlı bir molla … “

(24 Haziran 1990, Bugün)

Rus Çarıydım

Özer Çiller, ilk hayatını açıkladı: Rus çarıydım Başbakanlık konutunda gazetecilere önceki gün “Allah’la görüşüyorum” açıklamasını yapan Başbakan Tansu Çiller in eşi Özer Çiller’in, öldükten sonra yeniden doğuma (reenkarnasyon) inanan bir kişi olduğu ortaya çıktı. Yakın çevresine, “İlk hayatımda bir Rus çanydım” açıklaması yapan Özer Bey’in. bu konu açıldığında şu açıklamayı yaptığı öğrenildi: “Ben bundan bir önceki hayatımda steplerde yaşadığıma eminim. Daha önceki hayatımda bir Rus Çarı’ydıın. Ama öyle önemlilerden değiL. Daha az tanınmış bir Rus çarıydım. Çok şaşaalı bir yaşantı içindeydim. Rusya’yı hiç görmedim ama, oradaki her şey bana o kadar yakın ve doğal geliyor ki … “

(13 Ocak 1995, Hürriyet)

Ünlü lezbiyen geçmiş hayatlarını öğrendi.

Güner Kuban: “Chopin sevgilimdi”

Yüzyılın en önemli 15 astrologundan biri sayılan parapsikolog/ astrolog Iris Saltzman’la Aktüel için Miami’ de görüşen Güner Kuban, onun sayesinde “geçmiş yaşam”larını öğrendi. Kuban için en büyük sürpriz, 150 yıl önce ünlü Fransız yazar George Sand kimliğiyle doğduğunu ve böylece devrin en ünlü piyanisti Frederick Chopin’le müthiş bir aşk yaşadığını öğrenmek oldu:
(13 Mayıs 1993, Aktüel, No: 97) 

Avusturyalı yönetmen Türk olmaya özendi.

TRT ile Avusturya Televizyon Kuruluşu ORF’nin, ortak yapım olarak hazırladıkları Kanuni Sultan Süleyman belgeseli tamamlandı. Belgeselin yönetmeni Avusturyalı tarihçi, senarist, yazar Erich Feigl, Türklere olan yakınlığı ve sevgisinin bundan önceki yaşamında “Türk” olmasından kaynaklandığını belirterek, “Ne Mutlu Türküm Diyene” dedi.
(19 Ocak  1995, Cumhuriyet)

Yeniden doğan Türk

Alman Bild gazetesi, Antakyalı Cem il Hayık’ı reenkarnasyonun en güçlü kanıtı olarak gösterdi. Toplam 1500 iddianın incelendiği haberde, 1935 yılında cezaevinden kaçarı Hayık’ın intihar ettiği ve üç gün sonra aynı yörede dünyaya gelen bir çocuğun iki yaşından itibaren hep Hayık hakkında konuştuğu ve kafasında kurşun içiyle doğduğu belirtiliyor.
(16 Aralık 1998, Radikal)

İngilizler’i ayağa kaldıran sözler

The Times gazetesi, İngiliz Milli Takım antrenörü Glenn HoddIe’ın, “Özürlüler, önceki hayatlarındaki suçlarından dolayı sakat doğmuş olabilirler” sözlerini yayınlayınca kıyamet koptu. HoddIe, gazeteye, “Tanrı size ve bana iki el, iki ayak ve yarım bir beyin vermiş. Bazı insanlar bir nedenden ötürü böyle doğmamış. Kader daha önceki hayattan çiziliyor. Ne ekersen onu biçersin. Hayatınızda başınıza gelenlere bakıp ‘Neden’ diye kendinize sormalısınız’ dedi.

Bu sözlerin gazetede yayınlanması üzerine, başta İngiliz özürlüleri olmaküzere, politikacılar Ve milli futbol takımının sponsarIarı ayağa kalktı. Tepkiler üzerine İngiltere Futbol Federasyonu HoddIe’ dan açıklama istedi. Gazeteyi, sözlerini saptırmakla suçlayan HoddIe ise Times’ı mahkemeye vereceğini söyledi.
(2 Şubat 1999, Hürriyet) 

Teknik Direktör Hoddle kovuldu

İki gündür durum değerlendirmesi yapan İngiltere Futbol Federasyonu, politikacılar ve özürlü çevrelerden gelen baskıyla Hoddle’ı kovmak zorunda kaldı.
(3 Şubat 1999, Hürriyet) 

Nemrut Soyuluyor mu?

UNESCO tarafından 1987 yılında Dünya Kültür Mirası ilan edilen Nemrut Dağı’ndaki anıt eserlerle ilgili Hollandalı Maurice Crijins ve eşi Olga Boon Crijins koordinatörlüğün de gerçekleştirilen “Reenkarnasyon Projesi”nin soygun amaçlı olduğu öne sürüldü. Amsterdam Üniversitesi’nin adı kullanılarak Kültür Bakanlığı’ndan alınan izinle 2003 yılında yapılan restorasyon çalışmasında SİT alanının tahrip edildiğini ve asıl amacın anıtın altındaki 2 bin yıllık mezarın açılarak soyulması olduğunu öne süren Adıyaman eski İl Turizm Müdürü Mahmut Arslan, Kültür Bakanı Erkan Mumcu’ dan bu soygun girişimine izin verilmemesini istedi.
Bakan Mumcu’ya bu konuda bir mektup yazan, Uluslararası Nemrut Vakfı kurucularından, emekli öğretmen ve turist rehberi Mahmut Arslan, “Bu sahtekarların arkeolojik alanlardan uzaklaştırılması tarihi bir görevdir. Kurdukları aile vakfı aracılığıyla sizinle fotoğraf çektirip bunu internet sitesinde yayımlayan reenkarnasyoncular, Nemrut’u tahrip etmiştir ve şu günlerde yeni bir çalışma izni alma peşindedir. Dünyanın hiçbir yerinde reenkarnasyon sahtekarlığı ile arkeolojik, bilimsel projeler üretilmemiştir” dedi.


Maurice Crijins ile eşi Olga Boon Crijins’in “Biz Kornma gene döneminde Nemrut’ta yaşadık ve o dönemde mimardık, bu anıtları da biz yaptık” dediklerini ve pek çok insanı buna inandırdıklarını belirten Arslan, SİT alanında 2003 yılında yapıları çalışma sırasında tüm heykcl ve anıtların yerinden oynatıldığını, alana iş makinelerinin girdiğini, tüm bu çalışmaların bilimsellikle hiçbir ilgisinin olmadığını anlattı.

Ara
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Reenkarnasyon – Ölüm mü, Yeni hayat mı? EvrimBilge 0 2,916 24-09-2017, Saat: 03:09
Son Yorum: EvrimBilge
  HAKİKİ (GERÇEK) İNSAN VE REENKARNASYON baharumur 0 3,319 05-07-2017, Saat: 11:39
Son Yorum: baharumur
  REENKARNASYON VE HOLOGRAM Archilles 0 2,427 12-06-2017, Saat: 13:42
Son Yorum: Archilles
  KURAN'DA REENKARNASYON Emka 0 14,364 02-06-2017, Saat: 16:10
Son Yorum: Emka
  Reenkarnasyon Gerçeği ve Tanrı’nın Tekerrürü Emka 0 10,428 12-04-2017, Saat: 14:19
Son Yorum: Emka

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi