Submit Face book
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Başımızın üzerinde sihirli noktalar var


Başımızın üzerinde sihirli noktalar var konusu, Bilinçaltı forumunda tartışılıyor.
#1
Günlük hayatta, ayna karşısında yaptığınız olumlamaların işe yaramadığını mı düşünüyorsunuz? Ya daha derine inmek gerekiyorsa? Özgüven ve değerlilik duygusu üzerine çalışmalar yapan Psikolog ve Enerji Uzmanı Evren Gönenç, başımızın üzerinde bulunan 32 noktaya parmak uçlarıyla bastırılarak “para, güç, şifa, neşe” gibi alanların aktif hale gelebileceğini savunuyor.

Özgüven ve değerlilik duygularının temeli, bilinçaltımızdaki kök inançlarımızda yatıyor. Daha anne karnındayken ya da küçücük bir çocukken bize kodlanan kimi inanışlar, yetişkin hayatımızda aynı sorunları tekrar ve tekrar “kader”miş gibi yaşamamıza neden olabiliyor. Oysa bu döngüyü kırmak mümkün… İşe temelden, bilinçaltından başlayarak elbette. Özgüven ve değerlilik duygusu üzerine yaptığı grup bilinçaltı dönüşüm çalışmalarında farklı teknikleri birleştiren Psikolog ve Enerji Uzmanı Evren Gönenç, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra altı yıl kadar stratejik planlama danışmanlığı yapmış. “O dönemde de bu yaptıklarını kendime ve insanlara katkı olsun diye yapıyordum. Ancak sonrasında tamamen bu alana geçtim” diye anlatıyor. Kendini şifalandırmak için başladığı NLP, meditasyon ve reiki uygulamalarını diğer eğitimler izlemiş. Gönenç, söze bilinçaltının düşmanımız olmadığı gerçeğini vurgulayarak başlıyor: “Son zamanlarda, ‘Bilinçaltım benim kötülüğüme çalışıyor’ gibi bir fikir oluştu. Aslında tam tersi. Bilinçaltı, bizi korumak için çalışan bir sistem. Ancak, çok ilkel bir sistem olduğu için yaşamda kalıp kalmadığımızla ilgileniyor. Yaşamdaysanız onun için tamam. Mutlu ya da mutsuz, keyifli veya keyifsiz olmanız çok fazla ilgilendirmiyor bilinçaltını. Bununla birlikte bilinçaltı sürekli bir kayıt halinde.” Peki, bu kadar bizi düşünen bir sistem nasıl oluyor da hayatımızdaki olumsuzluklardan, negatif düşüncelerden sorumlu tutulabiliyor? Cevap, Gönenç’in yukarıdaki son cümlesinde gizli aslında. O, örnekler vererek ayrıntılandırıyor durumu: “Seansa gelenler ‘İlişki, para, rahatlık istiyorum’ diyor. Bunlar ne kadar güzel, kulağa ne hoş geliyor, değil mi? Kişiden biraz o durumu hayal etmesini istediğimizde ‘Şimdi çok rahatsın, paran da var. Ne yapıyorsun, etrafında kimler var?’ dediğimizde ‘Yapayalnızım’ diyebiliyor. Buradan neyi öğreniyoruz? Bilinçaltı, para ve yalnızlığı birleştirdiği için kimse yalnız olmak istemeyeceği için parayı dışlıyor.”

“Siz ayna karşısında istediğiniz kadar ‘Ben değerliyim’ deyin, daha alt sistemde daha kök inançta negatif bir şey varsa, bir yere kadar rahatlatıyor.”

basimizin-uzerinde-sihirli-noktalar-var-1.jpg

Derinlere inilmeli
Bilinçaltındaki bu inanışların değiştirilmesi için yüzeyde değil, daha derinlerde çalışmalar yapılması gerektiğini belirten Gönenç, burada beyin dalgalarının devreye girdiğini söylüyor. Alfa beyin dalgası, meditasyonlarda aktive oluyor ve daha derin bir hale geçmemizi sağlıyor. Günlük yaşamdaki zihinsel faaliyetlerimiz ise beta beyin dalgası frekansında. Bilinçaltının yayın yaptığı frekans ise teta. Beta beyin dalgaları, bizi günlük hayatta dışarıdan gelen ‘reel’ tehditlere karşı koruyor. Gönenç burada “Dışarıdan gerçek reel bir tehdit algıladığım zaman, korku ve kaygı benim için sağlıklı. Zihinsel korkular ise sağlıksız” ayrımının altını çiziyor. “Çocuklar 0-6 yaş arası teta beyin dalgasında oluyorlar. O nedenle hep andalar. Altı yaşından sonra yetişkinlerin şartlanması ve kolektif bilinçte beta beyin dalgası ağırlıkta olduğu için betaya uyumlanıyorlar” diyor.

basimizin-uzerinde-sihirli-noktalar-var-2.jpg

ACCESS THE BARS İLE YÜKLER TEMİZLENİYOR
Bilinçaltı temizleme terapilerinin faydalarını kısaca özetlemek gerekirse akla ilk gelenler şunlar oluyor: “Kişinin çekirdek/kök negatif inançlarının ve hislerinin temizlenmesi; stres, endişe, korku, doğum travması, fiziksel ve duygusal travmalar, acı beden ve blokajlarından özgürleşmesi; bilinçaltının olumlu his ve inançlar içerecek şekilde yeniden programlanması; aileden/atalardan aktarılmış yüklerin bırakılması; dişil/ eril enerjilerin dengelenmesi ve genel yaşam enerjisinin, kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor.” Bu işlem sırasında birçok yöntemi harmanlayan Gönenç’e henüz pek bilinmeyen “Access the Bars”ı soruyorum. O da, 1990’ların sonunda ABD’li Gary Douglas’ın geliştirdiği, Dr. Dain Heer’in de katkı koyduğu yöntem hakkında şunları söylüyor: “Gary Douglas hayatında daha farklı işler yapabileceğini fark ediyor. Merak duygusu ile bu evrensel sisteme sorular soruyor. ‘Ben yaşamımda ne yapabilirim, kendi yaşamıma nasıl katkıda bulunabilirim, bu yaşama nasıl katkı olabilirim?’ gibi… Yanıt olarak kanallık bilgisi ile bu noktaların ve ne yapması gerektiğinin bilgisi aktarılıyor. Yöntem, başımızda bulunan noktalara dokunmak üzerine kurulu.”

Fazla yargı, sistemi ağırlaştırıyor
Gönenç, başımızın üzerinde para, güç, kontrol, şifa, neşe, hüzün, farkındalık, yaşlanma, vücut, cinsellik gibi alanlarla ilgili ilgili düşünceleri, duyguları, inançları ve kararları depolayan 32 enerjetik elektrik şarj noktası bulunduğunu söylüyor. Seans sırasında bu noktaların her birine ya da gerekenlere parmak uçları ile dokunularak aktive edilmesi amaçlanıyor. Uygulama sırasında kişi alfa ve teta beyin dalgası frekansına geçiriliyor. Çok sayıda dosya yüklü olan bilgisayarlardaki sistemin ağırlaşması gibi, fazla yargı barındıran zihinlerin de bu durumdan etkilendiğini vurgulayan Gönenç, “O an bedeninizde akışı hissediyorsunuz. Şöyle bir durum var, bizim her düşüncemizin, genellememizin, yargımızın nöronlar arasında elektromanyetik bir yükü var. Bu elektrik yükünü temizliyoruz, sistemi nötrlüyoruz” diye anlatıyor. Access The Bars’ın 120 ülkede uygulayıcısı olan bir yöntem olduğunu anlatan Gönenç, Douglas ve Heere’ın, ABD, Avustralya, Hindistan ve birçok yerde eğitimci yetiştirdiğini söylüyor.

“Seansa gelenler ‘İlişki, para, rahatlık istiyorum’ diyor. Bunlar ne kadar güzel, kulağa ne hoş geliyor, değil mi? Kişiden biraz o durumu hayal etmesini istediğimizde, ‘Şimdi çok rahatsın, paran da var. Ne yapıyorsun, etrafında kimler var?’ dediğimizde, ‘Yapayalnızım’ diyebiliyor. Buradan neyi öğreniyoruz? Bilinçaltı, para ve yalnızlığı birleştirdiği için ve kimse de yalnız olmak istemeyeceğinden parayı dışlıyor.”

Evren Gönenç çalışmalarını şu sözlerle anlatıyor: “Çalışmalarda bilinçaltında çalışacağımız konuyla ilgili kök inançları değiştirmek için teta beyin dalgası alanına geçmek gerekiyor. Katılımcıları da teta beyin dalgasına geçirerek o alanda kök his ve inançları yeniden yerleştirmeye çalışıyoruz. Teta beyin dalgasında olduğumuz yer, ‘yaratıcı ile bir’ dediğimiz, evrensel kozmik güç ile bir hissettiğimiz çok daha huzurlu, hafif, güvende hissettiğimiz bir alan. Olumlamaları tetada yerleştirmeliyiz. Günlük hayatta, kendi kendimize yaptığımız anlar alfa beyin dalgasında oluyor. Dolayısıyla daha altta, kökte daha sabit bir şey varsa, çok fazla aşağıya inemiyor. Siz ayna karşısında istediğiniz kadar ‘Ben değerliyim’ deyin daha alt sistemde daha kök inançta negatif bir şey varsa, bir yere kadar rahatlatıyor.” Özgüven ve değerlilik hissinin kökeninde “istenmek, yaşam tarafından kabul edilmek ve desteklenmek” arzusunun yattığını anlatan Gönenç, “Özgüven aslında ‘Ben her halimle kabul edilen biriyim’ diyebilmek. Gerçek kendimizle baş başa kaldığımızda kendimize güveniyor muyuz?” diye soruyor.

basimizin-uzerinde-sihirli-noktalar-var-3.jpg

OLUMLAMA YAPARKEN DUYGUYA DA GİRİN
Kişinin kendi kendine yaptığı bazı olumlamalar, “direnç” geliştirebilir mi? Gönenç burada önemli bir noktayı vurguluyor: “Kişi olumlama yaparken o hisse girmeli ve bunu en az 21 gün boyunca tekrarlamalı. Ancak o zaman alfa frekansında olumlama yapılmış oluyor. Bilinçaltına böyle yerleşebiliyor. Sonra belli bir süre ara verilerek bu olumlamalar yeniden yapılıyor” diyor. Bunun yanı sıra olanı kabul etmenin önemini vurguluyor. Sonra da yapılması gerekeni, anlatırken “Belli bir süre boyunca değersiz hissetmiş olabilirim. Bunu artık yeterince yaptım. Şimdiye kadar böyleydi. Şimdi ve sonra ben değerli hissetmeye izin veriyorum” demek gerektiğini söylüyor. Kişinin öylece nötrlenip olumlu alana geçeceğini ifade eden Gönenç, “Cebimde dolmuş param yokken ‘Ben bereket içindeyim’ demek işe yarayacak bir şey değil. Tam tersi dualite yaratıyoruz orada. Önce kabul etmem gerekiyor. ‘Evet, şu anda böyle. Şu an borcu deneyimliyorum. Artık bunun yerine başka bir şey yaratabilirim. Para yaratmam için ne mümkün? Parayı kabul etmem için ne mümkün?’ diyebilirsiniz” örneğiyle konuyu açıklıyor.

NOKTA KOYMAYIN, SORU SORUN!
Psikolog ve enerji uzmanı Evren Gönenç, söylenen hiçbir sözün kaybolmadığını, bütün bilgilerin kayıt altında olduğunu ve “morfik alan” olarak adlandırılan bu alanın herkese açık olduğunu söylüyor. Ancak buradaki bilgilerden yararlanabilmek için olumlu sorular sormak gerekiyor. Gönenç, “Ben kendi yaşamıma katkısı olacak ne yapabilirim, neyi bilebilirim, öğrenebilirim diye sorduğumuz zaman bunun yanıtı sistemden gelmeye başlıyor” diye örnek verirken sıkça yapılan bir yanlışa da değiniyor: “Biz zihinsel yaşamda cümle kurup ‘nokta’ diyoruz. ‘Şu şöyledir, bu böyledir’ diyoruz. Oysa kuantumda sonsuz olasılıklar alanı var. Söyledikleriniz nokta ile sınırlandırınca olasılıklar sınırlanıyor. Şuna dikkat etmek gerekiyor; birincisi soru sormak, ikincisi gelen yanıtlara açık olmak. İnsanlar ‘Ben neden böyleyim, niye bunu yaşıyorum?’ diye soruyor. Oysa bu sorular beni geçmişteki bir noktaya götürür. Belki anne karnında bir travma yaşadınız, belki iki yaşında hiç hatırlamadığınız bir karar verdiniz, ‘Ben sevilmek için annem gibi olmalıyım’ dediniz belki ve bunu bilmek bir işe yaramıyor. Çünkü insanların farkındalıkları yüksek ama aksiyon alamıyorlar hayatlarında. Access The Bars yönteminde dokunduğumuz noktalarla, algıladığımız ve algıladığımızın ötesinde gerçekleşmiş şeyleri bırakıp iptal ediyoruz aslında. Geçmişe gitmeye çalışmıyoruz, kaynağı bulmaya çalışmadan, an ve andan sonrasında olasılık yaratıyoruz.”

[b]Yazı: Halime SÜREK KAHVECİ[/b]

Kaynak: Pozitif Dergisi

Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi