Submit Face book
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

YAŞADIĞIMIZ BİR DEĞİŞİM Mİ YOKSA SAFSATA MI ?


YAŞADIĞIMIZ BİR DEĞİŞİM Mİ YOKSA SAFSATA MI ? konusu, BİLGİ PAYLAŞIMI forumunda tartışılıyor.
#1
Bu gün insan oğlu kendi biyolojik ve ruhani gelişimi için  hızlı bir caba içine girmiştir. Bunun için eski ve yeni ne kadar öğreti varsa onları baş tacı yapmıştır. Fakat bu bilgilerin doğruluğu konusunda sorgulama olmadan da  neredeyse…
Değişim istemi insanın doğasında var olan bir şey. Fakat  bir o kadar da değişime direnç gösteren yapısı da var. İnsan için değişimi tetikleyen unsurlar biyolojik ve  psikolojik   olmak üzere iki boyutludur.
 
Fakat insan   değişimi istediği kadar da direnç gösteren bir ruhsal  yapı içinde yaşar. Bu direncin gerçek nedeni nedir? İnsan psikolojisinin temellerine indiğimizde bu durum, organizmanın içsel dengeyi koruma eğilimi olarak karşımıza çıkar. Diğer taraftan değişme istemini  yaratan, bu istemin oluşmasını sağlayan nedir? İşte bu da bizim dış dünyaya açık penceremiz olan bilinç alanımızın  bilinç altına verdiği kuvvetli bir uyarımdır.

Öğretiler İnsana Ne Kadar Yardım Eder ?
Bilinç düzeyindeki değişim istemini ilk tetikleyen şey, bilincin etkilenme alanlarıyla alakalıdır. Bilinç ruhsal bir aydınlanma sağladığı  kesin. Fakat  aynı  düzlemde, bilinç kendi işlevselliğini sürdürürken çeşitli etki alanlarından etkilenme, etki altında kalma, ilgilendiği düşünsel biçimle yaptığı  algısal kontaktan dolayı algı yönelmesi yaşar. Bu algı yönelmesi sonucunda  sorgulama biçimi kendi içinde ketlenme yaşar. Yani yöneldiği  bilgisel etkilenmeyi  sorgulamadan kabul etme ve onun doğruluğuna inanç geliştirir. Bu inanç onun  yönelimi ile kurduğu kontak durumun onun  işleyiş biçimini düzenlemesi ve inancın kalıcı olmasını sağlayan bir besleme yapmasındandır. Bu bakımdan öğretiler insanların bir algı biçimi içinde kalmasını ve bilinç alanlarını yapılandırmasıyla,  bilincin algı yönelmesi oluşturması nedeniyle oluşan gerçeklik algısı içinde inanç geliştirmesini sağlar. Bu bakımdan öğretiler hedeflediği ve biçimlediği her düşünsel olguyu  insan bilinç alanlarında gerçeklik yaratması bakımından koşullu eylemlere dönüştürür.
 
Bu biçimde öğreti içinde kalan insan ve toplumsal  kabuller gerçeklik yaratma süreçlerinde  kendilerine gerçek yaratırlar. Ta ki bu gerçeğin insan ruhuna  çeşitli sıkıntılar getirdiği  bir sınıra kadar.  Bu sınırda öğretiler ya terk edilir ya da değiştirilir.

İnsan  gelişimini  farkındalıkla yürütebilir mi ?
Farkındalığın tanımı  çoğu zaman insan algı ve anlam bütünlüğü içinde kalan bir sınır taşır. Herkes kendi kültürel anlamları ile ve algılama biçimleri içinde farkındadır. Bu bakımdan farkındalık, bir durum değişiminin gözlenmesidir. Fakat farkındalık burada kullanılma ve faydalanılma biçimi yine başka etkilerle yönlendirilme ve yönetilme yaşadığında  kendi işlevini eksik yapar. Bunu şöyle örnekleyebiliriz. Farkındalık, insanın  bilinç alanı içinde iken var olan bir kırılma anında durumun farklılığının  kısa bir anda gözlenmesidir. Tam bu  an bilinç alanında  bir değişim yaşanması gerekir. Bu bir farklı yönelmedir. Bu yönelmenin referans ı  önemli hale gelir. Tam o anda  çok da farklı bir biçimde bilinç alanında yönelme yaşanırsa başka bir yanılsama içinde yeni gerçeklik yaratılma süreci başlar ki, bu tam bir farkındalık değil, anlık farkındalıkla başka bir sürece yönelmedir. Bilinç kırılması anındaki değişimdir. Fakat bu değişim ilkinden farklı bir yaşam  ve algılama biçimi olsa da GERÇEKTE farkındalık yitirilmesi ile girilen farklı bir algı biçimidir.

Bu anlamda farkındalık  kişiye ve durumlara göre değerlendirme farkı olan terminolojik bir kelimedir.
Farkındalık gözlem ile olan boyutunda  insan algısının  gözlemlenenin izlenmesi ve sürekli bir değerlendirmelere açık alan biçimi ile anlam kazanan  tam bir terminolojik karşılığı olması lazım. Farkında Olmak halinin an ve an içinde sürmesi demek olan bu durum  farkındalığın bir yaşam biçimi olarak kazanılmasıdır.
Burada bile farkında olunan  ve farkındalığı  yön olarak  sürdürülmesi gereken temel ve alt bir felsefe olması gerekir. İnsan düşünsel  yapısı bunu böyle ister.
Burada ki zemin, referans veya mihenk taşı olan biçim, insanın kendi özgün ve öz mutluluğu olduğunda farkındalık bireysel alanda kalır. Toplumsal değerler olduğunda sosyolojik farkındalık yaşanır. Bu noktada farkındalık zemini ve anlamı   çok önemli bir değerdir.

Değişimin Yönü, Biçimi, Sürekliği ve Miktarı Ne Kadar Olmalı ? 
Değişim olgusuna bu kadar kapılmış iken değişimi sorgulamak pek de akıllıca bir şey olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Fakat değişim kendi içinde  biyolojik bir süreç içermeden algısal yaşandığında giderek hissettiğimiz şeyler bizi bize yabancılaştırır hale gelir. Biyolojik olarak  yapısallıklarımız değişmeden, kendi bilinç alanımızdaki her değişim bizim iç yapımızı değişime zorlayacaktır. Fakat biyolojik yapımız ve organlarımızın  bu değişime ayak uydurması belli bir yerde yetersiz kaldığında değişim kendi içinde içsel sıkıntılar yaratacaktır. Bu anlamda değişimin belli bir seyri ve içselleşme, durma noktaları, zamanları olduğunu bilmeliyiz.
 
Kısa Sürede Olan Değişim Bizi Ne Kadar Mutlu Eder ?
Kısa sürede olan değişimler  hiç olmadığı kadar bize hayata tutunma enerjisi verir. Yaşanan duygu seli bizim algımızda yarattığı coşku ile her tür sürece kendi enerjisini yansıttığı içinde çok şeyin  aynı hızla değişeceği  sanrısını verir.  Bu nedenle ilk  olumsuzlukla karşılaşmada hayal kırıklığı yaşanır.
 
Kısa Sürede Olan  Değişimlerin Sakıncaları Nelerdir ?
Kısa sürede olan değişimler, bizi ani duygu değişimleri yaşattığı ve bizi beklenenden daha fazla yaşamsal coşku verdiği için kalıcı olamaması durumunda umutsuzluk çukuruna düşürür. Verdiği enerjinin sonraki zamanlar da hissedilmemesi, içimizde huzursuzluk oluşturur. İlk değişim anında yakalanan coşkunun yarattığı duyguyu yaşayamamanın verdiği  eksiklik, huzursuzluk ve hoşnutsuzluk içinde kalırız.
Kısa süreli değişimlerin süreklilik oluşturması için ise yaşanan değişim durumunun korunması ve bu değişimi yaratan metodoloji, bakış açısı, duygu, düşünce ve davranış biçimlerinin  kararlı sürdürülmesi gerekir. O zaman  insan kendi ile ilgili değişimi dönüşüme çevirir ve bu dönüşümde kalıcı mutluluk oluşturur.

Sürekli Değişmek Zorunda mıyız ?
Sürekli değişmek zorunda değiliz. Mutluluk, belli bir değişim yaşandığında içsel ve ruhsal rahatlamanın bir süreç halinde yaşanmasıdır. Burada mutluluk algısı değişimde değil değişme ile yakalan duygu ve yaşayış biçiminde  olduğu anlaşılmalıdır. Bu nedenle sürekli değişim halinde olmamız gerekmiyor. Ancak belli bir içselleştirme sürecinden sonra  mevcut  mutluluk algısını gölgeleyen durumlar vara ise o durumlar üzerinde bir değişim sürecine girilebilir. Bu sağlıklı bir biçimdir. Sonrasında mutluluk hissini artıran bir durumdur.

Değişmezsek Ne Olur ?
Değişmemek, mevcut yaşam algısının içinde  kalmamız demektir. Bu zaten öyle  ya da böyle yaşadığımız bir  hayatın kendisidir. Zaten ona  da alışmış durumdayız. İnsanın kendine  dair sorgulamasının olmadığı bu durumda  bir şekilde  kazanılmış alışkanlık ve kabullenilmiş bir yaşam biçimi olarak  hayatı sürdürebiliriz. Ta ki, bir bunalım yaşanana kadar. Mevcut hayatımızda bir bunalım ortaya çıktığı zaman değişmek sorunda olduğumuz bir sınıra gelmişiz demektir.
Bu gün  başlatılan değişim  süreci insanların algısında sürgit bir biçimde kendini belemektedir. Sanki herkes kendinden vazgeçmiş gibi değişimden bahsediyor.
Neden ?
Bu bugün birikmiş sorunlarıyla  yaşanan bunalımlar daha derindir. Bir dizi  bastırılmış, ötelenmiş, birlikte yaşamaya alışılan sıkıntılar olduğu halde, yeni gelen bunalımla  içinden çıkılmaz bir  hayat içinde  bulduk kendimizi.
Bu nedenle de değişime öyle sarıldık ki,  kendimizde ciddi tadilatlar yapmamız gerekmekte. Fakat bu kez de  yaşanan değişimin içselleştirme sürecini yaşamadan devam eden  değişim sürecinin huzursuzluğunu yaşamak zorunda kalıyoruz.
Birimiz diğerlerine göre değişimi başlatmış iken  diğerleri değişirse bizim referansımız kime göre olacak ?
İlginç bir bakış açısı oldu sanırım. Sosyal açıdan uyumlu yaşamak için bir değişim yaşanması söz konusu ise böyle bir paradoks ortaya çıkar. Bu durumda değişim mümkünse uyumlu yaşama süreci yakalamak isteyen  kişilerin birlikte bir değişim sürecini yürütmeleri ve daha çok  birlikte yaşamı  sağlayan bir değişim hedefi  ortaya konmalıdır.

Değişimin Referansı  Neye Göre Olmalı ?
Değişimin referansı kişinin  birey olarak kendini daha mutlu ve huzurlu hissetmesine yönelik olmalıdır. Bu açıdan yapılacak değişim sürecinin hedefleri iyi belirlenmelidir. Bu tanımlamada genel anlamda, değişimin bireysel ve sosyolojik boyutunda neler olması  gerektiği üzerinde net belirlemeler yapılması, bireyin  öznel yaşamı ve sosyal yaşamı için  çok önemlidir.
Peki Bu Gün İçin Yaşadığımız Değişim Dediğimiz Algısal Genişleme mi? Yoksa Algısal Yönelme mi ?
Bu bakış açısından baktığımızda her değişimin iyi sorgulanması gözlemsel açıdan önemlidir. Bireyin kendi yanılsamasını yaşarken bunu sorgulaması pek de uygun  düşmez.
Fakat sosyolojik  araştırma bakımından  incelemeye değer bir durumdur. Tarihsel bakış açısından baktığımızda ikisi de tutarlı  görünür. Fakat bilgece bir yaklaşım açısından, kişilerin  olgunlaşması bakımından,  değişim algısal genişleme yaşandıktan sonra bir yönelme olmasıdır. Birey bu durumda yaşamına kattığı yeni anlamla daha bir farklı mutluluk yakalar. Sonrasında ki yönelme toplumsal  yeniliği tohumlar. Yenilenen ve değişen bir algısal toplum, bireyler açısında  daha kalite bir yaşam demektir. Yaşama katılın  kalitenin  oluşturduğu  anlam genişleme biçimli bir zihinsel huzur ve hayatın değişimindeki yaşam coşkusu ile de mutluluğu büyütür.
 
Bir Çok İnsan Değiştiğini Algılarken Algı Genişliğinden Çok Algı Yönelmesi  Yaşıyor Olabilir mi?
Sosyolojik uyum hedefli bütün değişimler algısal yönelme ile oluşur. Dolayısı ile daha derin bir  algısal değişim değildir. Ama bireyin algıladığı değişim  güncel yaşamsal bir uyum bakımından  anlam büyümesi yaratır. Birey bu açıdan yaşadığı değişime olumlu bakar. Çünkü  rahatlar.

Dönemsel Metodolojiler Bir Yana, Dönemsel Farklı  Dönüşümlerde Araç Olarak Kullanıldığı Bu Dönemde İnsan  Bilinç Alanını  Obur-Cuburla Dolduruyor Olabilir mi ?
En büyük tarihsel yanılgılar tam da burada yaşanır. İnsan bilinç alanının yapısal özelliği sistematik bulduğu her şeyi kabul etmesi ve ona tabi olmasıdır. Her tür öğretinin bizi  koşullandırması düşünüldüğünde, her bir metodolojinin insana faydalı ve zararlı  yönleri vardır. Bilinç biçimlenmesi yaşayan insanın bu tuzaktan kurtulması da zordur. Bu zoru, ancak başka bir  farklı düşünüş biçiminin, kendi kutuplu halini kırması  durumunda tuzaktan kurtulur.  Her tür öğretiye mesafeli davranmak ayrı bir şeydir. Bu durum kişisel farkındalık olayıdır. İnsan  bu noktada kendisini yöneten her tür mekanizmayı tanır. Kendi zaaflarından tutunda  kendi içinde her tür  süreçleri belirleyen fiziki, kimyasal, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olguların kendine kattığı değerleri bilir. Bu farkındalık  durumunda değişim çok daha derin ve anlamlı yaşanır. Hem değişim süreci gözlemlenir hem de  değişimle ilgili hedefleme sağlıklı yapılır.

yasam-olum-dogum-life-death-birth-8ED3-26B3-BF84.jpg

Ara
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  İnsan Beyni'ni Geliştiren ET'mi Yoksa Nişasta'mıydı? Emka 0 2,036 07-06-2016, Saat: 16:59
Son Yorum: Emka

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi